Azerbaycan dış politikasında oldukça önemli bir yere sahip olan Ermeni meselesi, ameliyat edilmesi gereken bir Şark çıbanı olarak varlığını sürdürmekte.
1915´te yaşandığı iddia edilen kıyımın yüzüncü yıldönümüne içten içe hazırlanan Ermenistan, çoğu zaman dışarıda faaliyet gösteren diasporadan daha farklı tavırlar içerisine girmektedir. Türkiye için 3 T ilkesini ele alan Ermenistan, Dağlık Karabağ sorununda ise bir çıkmaz içerisinde. Zaten Türkiye´nin Ermeni açılımında habire Karabağ´ın ön şart olamayacağını vurgulamaları da bu çıkmazın bir sonucudur. Tanınma, toprak ve tazminat ile ASALA logosunda da belirtilmiş olan; sınırları Orta Anadolu´dan Bakü´ye kadar uzanmış Büyük Ermenistan Devleti hayalleri kuran Ermenistan´a karşı güçlü bir dış politika ve buna ek olarak güçlü bir Türk lobisinin varlığı Türkiye adına yararlı olacaktır.
Bizim Ermeni sorunumuz sözde soykırım ile ilgili. Dağlık Karabağ meselesinde ise Azerbaycan´la olan birlikteliğimiz bugün sorgulanır hale gelmiştir. Siyasi olsun veya olmasın, Ermenilerin Karabağ´da yaptıklarını gündemde tutarak 24 Nisan sendromlarını rahatlıkla aşabiliriz. Ancak bu konudaki yetersizliğimiz karşı tarafça iyi kullanılmaktadır. Bu bağlamda ele alırsak, Ermenistan´ın neden gecikmeli cevaplar verdiğini ve 24 Nisan´ı beklediğini de anlarız.
Örneğin, 26 Şubat 1992´de Hocalı´da yaşananlar Azerbaycanlılara karşı yapılan kapsamlı katliamların sadece bir örneğidir. Çünkü bununla birlikte 1992 yılından itibaren Hocalı, Hocavend, Şuşa, Laçin, Kelbecer, Cebrayil, Fuzuli, Kubadlı ve Zengilan bölgelerinde mutlaka soykırım olarak adlandırılması gereken vahşetler yaşandı. İnsan hakları örgütleri buralarda yaşananları, Ermenilerin gerçekleştirmeyi başardığı en kapsamlı katliamlar olarak nitelendirmektedir.
Burada yaşanan kıyımlara karşı dünya kamuoyunun tepkisiz kalmaması ve uluslararası arenada çok derin sarsılmaların oluşması gerekirdi. Bu durumda batı ve doğu ülkelerine göre değişiklik arz eden insan hakları anlayışına şahit oluyoruz. Uluslararası platformda sesimizin kısık oluşu haklarımızı savunmada yetersizliği doğuruyor.
Geçtiğimiz aylarda Kürt açılımı için sanatçı desteği arayışına giren siyasetçilerimiz Amerikalı yıldız Kevin Costner´ın açılıma destek verdiği ile ilgili söylemler üzerine oldukça heyecanlanmış, işin doğru olup olmadığını araştırmayan bazıları ise iç ve dış politikadaki gelişmeleri artık Hollywood yıldızlarının dahi alkışladığını büyük bir zevkle açıklamışlardı. Attila İlhan´ın vurguladığı, Türk aydınının "Batı´ya parmak kaldırma" hastalığı bu açılım konusunda da kendisini göstermişti. Özür dileme kampanyaları ve Türkiye´de gerçekleştirilmesinden gurur duyulan vicdanı temizleme buluşmaları ve yayınları Batılılarca takdir edilen gelişmeler olarak nitelendirildi. Costner Kürt açılımını destekledi mi bilinmez, ancak destek arayışımızı farklı yerlerde sürdürürsek önemli bir iş başarmış olacağız galiba. Örneğin, vaktiyle Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger malum günü Ermeni soykırım günü ilan etmiş ve Türklerin yok etmeye çalıştığı Ermenileri rahmetle andığını belirtmişti. Ortalama bir Amerikalının coğrafya ve tarih bilgisini ele alırsak, Arnold´un bu konuda pek bir bilgiye sahip olmadığını söyleyebiliriz. Ancak açılım konusunda yıldız desteği arayışına giren siyasilerimiz Arnold´u ikna edip söylemlerinden vazgeçmesini sağlarlarsa büyük iş başarmış olacaklar. En azından muhtelif ülkelerinde sözde soykırımı inkâr etmenin suç olmadığı özgür bir dünya oluşturmak için olumlu bir adım atmış olurlar. Ardından ise Azerbaycan topraklarında gerçekleştirilen ve insan hakları savunucularının karşısında dilsiz kalmayı tercih ettikleri kırımlarla ilgili açılımlara başlayabiliriz. Mehmet Fatih ÖZTARSU |